REİKİNİN ÖYKÜSÜ Öyküsü aslında bütün insanlık tarihini kapsar. Bu şifa sisteminin kendisi hakkındaki yazılı kaynaklardan çok daha eskilere gittiği muhakkaktır. Bilgilerin birçoğu ne Batılı dillere çevrilmiş ne de herhangi bir dilde basılı hale getirilmiştir. Geleneksel Reiki M.S. 1800 yıllarında başlar ancak, daha o tarihlerde bile eski çağlara dayandığı bilinir. Reiki insanlığın bir parçasıdır. Bir zamanlar evrensel bir bilgiydi ve asla kaybolmaması gerekiyordu. Bugün “Mu" adını verdiğimiz, Yeryüzünün erken devir uygarlığının çocukları ilkokul çağlarında Reiki l.seviye orta okul yaşlarında ise Reiki 2.seviye eğitimi alırlardı. Üstad/öğretmenler de Reiki 3 seviyesini almak zorundaydılar, üstelik isteyen herkes de bunu bedelsiz alabilirdi. Bu kök kül tütlin insanları Tibet ve Hindistan’ı kolonize etmek üzere anavatanları Mu’dan ayrıldıklarında Reiki’yi de beraberlerinde götürdüler, ancak Mu Kıtası sonradan kayboldu. Önce Mu’yu, ardından da Atlantis'i yok eden Yeryüzü değişiklikleri derin kültürel karmaşıklıklara yol açtı. Bu değişimler sonucu da şifa sistemi birkaç seçilmişin bilgisi dahilinde kaldı. 19.yy’da İsa ve Buda'nın şifa yöntemlerinin kökenini araştıran, bir Japon bunun izlerine erken Şiva kültüründe ve Hindistan’ın batıni (ezoterik) belgelerinde rastladı. Bütün okült ve ezoterik gelenekler, her ruhun amacının tekamül etmek olduğundan bahsederler. Her ruh tekâmül ederken muhakkak zorluklar yaşamaktadır. Her ne kadar kendi dualitemizde ceza-ödül sistemi varmış gibi görsek de, aslında içsel olarak biliriz ki her olayın sonu bizim için hayırlıdır. Çünkü iyi ya da kötü her deneyimin bize kattığı, öğrettiği bir şeyler vardır. Ve bu öğrendiklerimizi üst üste koyarak ruhumuzu tekâmül ettiririz. Her olay, her kişi, her durum bizim için bir kılavuzdur. Maalesef bu öğrenme süreci zorlu bir süreçtir ve psikolojimiz ile ruhumuzda izler bırakır. Bu travmalar eğer zamanında tedavi edilmezse bilinçaltına itilip zamanla yükselişimiz için sorun teşkil edebilir. Bu durum, bizi maddi manevi yoracaktır ve bu hızlı süreçte dinlenmeye pek fırsatımız da yoktur. Peki zamanımız kısıtlıysa, hızlı bir süreç içerisindeysek, yaralarımızı sarmadan ilerleyebilir miyiz? Nasıl hızlı bir yükselişi sağlayabiliriz? Hayatımızın ve ruhumuzun yaşam kalitesini nasıl güçlendirebiliriz? Bu soruların cevabını bulmak için aynı zamanda kendimizi ve Rabbimizi arama yolculuğunda bize tabiri caizse bazı “araçlar” gereklidir. Bu araçlardan belki de şu anda en kullanılır olanı ve etkilisi Usui Reiki isimli alternatif terapi (şifa) yöntemidir. Bunu bir dağ yürüyüşüne benzetebiliriz. Hepimizin amacı nihai zirveye ulaşıp hakikati bulmaktır. Ama bu yürüyüş engebeli, dik ve yorucudur. Düşe kalka, yağmur ve çamurda ilerleriz. Tabi ki içinde mutluluklar da vardır bu yürüyüşün. Ama sağlıklı bir yürüyüş olması için ilk yardım bilgimizin ve ilk yardım ekipmanlarımızın yanımızda bulunması gerekir. Eğer bunlardan yoksunsak, yaralarımızı saramayacağımız için çok sancılı arınma dönemleri ve uzun süren molalar vermek zorunda kalırız. Bunlarda hem zamanımızı hem de gücümüzü tüketen şeylerdir. Ama ilk yardım bilgimiz ve çantamız varsa, bu bizi doktor yapmasa bile, o an ilk müdahaleyi yapıp, yaralarımızı sarıp, sağlıklı bir şekilde yürüyüşümüze devam edebiliriz. Kimimiz bu yola bir doktor/şifacı ile gider. Ama herkes o kişiler kadar şanslı değildir. Bu yüzden en nihayetinde ilk yardım çantasına ihtiyacımız vardır. Bu hem bizim için hem de bizle beraber yürüyen ruhlar için olması gerekendir. Bu sebeplerden dolayı tekamül etmenin aynı zamanda, bir şifalanma süreci olduğunu söylemek çokta yanlış olmaz. Tekâmül, kişinin dogmalarını yıkması, zor veya sevinçli deneyimler yaşarken bir taraftan arınmasını kapsar. Haliyle ilk yardım çantası gibi, Reiki de o anda müdahale etmemizi ve bizi arınmaya doğru irademizle hızla çıkarmayı amaçlar.